Bugünlerde “inovasyon” sözcüğü ile neden bu kadar sık
karşılaşıyoruz? Daha önceleri hiç inovasyon yok muydu,
veya bugünkü kadar hayati önem taşımıyor muydu? Hem
evet, hem de hayır bu sorunun yanıtı...
1970’lı yıllara baktığımızda,
dev şirketlerin çok farklı alanlarda faaliyet gösterdiği
bu resimde kuruluşlar maliyetlerini düşürdükleri sürece
pazar paylarını, satış hacimlerini artırabiliyorlardı.
Ürünlerini veya hizmetlerini daha ucuza müşteriye
sunabilmenin yolunu bir şekilde bulabilen firmalar, daha
yüksek karlılıkla çalışabiliyorlardı. 1980’li yıllara
geldiğimizde artık “toplam kalite” kavramı
hayatımızdaydı, sıfır hata ile yüksek kaliteli ürün ve
hizmet sunabilmek kuruluşların göreceli rekabet
üstünlüğü elde edebilmelerinin anahtarı olarak karşımıza
çıkmaktaydı. 1990’lı yıllarda ise internetin yoğun
kullanımının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak
“hızlı” olabilen kuruluşlar varlıklarını sürdürebilmeyi
başarıyordu. Bu yıllarda bilgiye ulaşmak artık sorun
değildi, sorun elde çok fazla bilginin olmasıydı.
Bilgiyi en hızlı ve en etkili şekilde değerlendirebilen
ve iş sonuçlarına yansıtılabilen kuruluşlar rekabet
arenasında ayakta kalabilenler oluyordu.
Peki, bugün içinde bulunduğumuz tablo nasıl? Bugün,
maliyet kontrolü, yüksek kalite standartları ve hızlı
olmak yine en az geçmiş yıllarda olduğu kadar önemli ve
gerekli, ancak yeterli değil... Günümüzde değişim yönetmek
zorunda olduğumuz bir süreç değil, değişim iş dünyasının
kendisi... Bu nedenle maliyetlerin düşük
olması, yüksek kalitede olması ve hız var olabilmek için
ön koşul, ancak uzun vadeli pazar liderliğinin, rekabet
üstünlüğünün asla garantisi değil...
Çözüm: “inovasyon”
İnovasyon Nedir?
Toplumsal, kültürel ve idari ortamda yeni yöntemlerin
kullanılmaya başlanması anlamını taşıyan inovasyon,
latince “innovatus” sözcüğünden türemiştir. Türkçe’ye
yenilikçilik olarak geçmeye başlamasına rağmen,
inovasyon sözcüğünün kapsamı çok daha geniştir.
İnovasyonu; müşteri gereksinimlerini karşılamak için,
ürün, hizmet ve/veya çalışma sistemlerinde, küçük
ilerlemeler ve atılımlar yapacak fikirler geliştirmek ve
bunları hayata geçirmek olarak tanımlayabiliriz.
Bu tanımdan da yola çıkarak çok
rahat bir şekilde ifade edebiliriz ki, günümüz iş
dünyasında var olabilmek için artık ders kitaplarından
öğrendiğimiz modellerin işe yaramamaktadır – ya da daha
az sert bir ifadeyle eskisi kadar etkili değildirler.
Yazının başında
aktarmaya çalıştığım süreç madalyonun arz tarafı ise,
müşteri gözüyle yani talep açısından aynı gelişim
sürecine baktığımızda ne ile karşılaşmaktayız?
Müşterilerin, arzın da sınırlı olmasından dolayı,
1960’lı yıllarda çok fazla seçenekleri olmadığını
söyleyebiliriz. Kuruluşlar neyi nasıl üretirlerse
üretsinler, bir şekilde satabiliyorlardı. Bu dönemde
müşterilerin gelir düzeyleri satın alma kararları
üzerinde en etkili faktör olarak benimsenmekteydi. Daha
sonraki yıllarda ise rekabetin artması, üretimin ve
sunulan hizmetin çeşitlenmesi ve tüketicilerin de
bilinçlenmesiyle artık satın alma kararları üzerinde
tüketicilerin gelir düzeyleri değil, harcama
alışkanlıkları- veya başka bir ifadeyle yaşam tarzları
etkili olmaya başladı... Tüketiciler gelir düzeylerinden
bağımsız, kendi değerlerini temsil ettiğine inandıkları
markaları tercih etmeye başladılar. (Bu noktadan
hareketle kuruluşlar da artık reklamlarında ürünlerin
fiziksel özelliklerini değil, temsil ettikleri duygusal
değerleri ön plana çıkartacak reklam kampanyaları
kullandılar... Örn: sevgi dışında her şeyi satın
alabileceğiniz kredi kartları, sosyal sorumluluk
projelerine destek veren giyim mağazaları ve kozmetik
firmaları...) İşin
Artık
rekabet pastasından pay alabilmenin tek yolu, kendi
pastanızı yapmak...
Mevcut arenada pazar payı elde edebilmek için
gerçekleştirilecek her türlü stratejinin hem maliyeti
çok daha yüksek olacaktır, hem de geri dönüşü çok daha
kısa süreli... içine bir şekilde
duygular, sezgiler de katılınca, sadece rasyonel,
analitik düşünceye dayanan toplam kalite anlayışının
yeterli olmaması da kaçınılmaz bir sonuçtur.Sene
başındaki satış hedeflerinin gerisinde kalan bir
yönetici fiyat indirimine giderek satış hacmini
artırmayı düşünebilir, ancak azalan kar marjı ve
rakiplerin uygulayacağı benzer stratejiler sonucu gerçek
bir getiri- ya da uzun vadeli bir getiriden- söz etmek
mümkün olmayacaktır. Ancak siz ürününüzü veya
hizmetinizi rakiplerinizden bir şekilde
farklılaştırabilirseniz, kendinizi mevcut rekabet
platformunun ötesine taşıyabilirseniz, kendi oyununuzun
kurallarını koyabilme şansını elde edebilirsiniz. Bu
arada yine sizi taklit etmeye, sizin kurallarınızla
oynamaya çalışan rakipleriniz olacaktır; rakipleriniz
sizin pastanızdan pay almaya çalıştığında siz yeni bir
pasta yapıyor, yeni bir oyuna başlıyor olacağınız için
sürekli bir büyümeden söz etmek mümkün olabilmekte... Kendi pastanı yapmanın tek
yolu hem birey, hem de kurumsal açıdan bakıldığında
inovasyondan geçiyor; ve pasta tarifi ise size özel...
İşte bu nedenlerden dolayı inovasyon bugünlerde çok daha
sık karşımıza çıkıyor...
Kuruluş bakış açısıyla
baktığımızda, kuruluş içinde kimler inovasyonu
başlatabilir, kimler inovasyona katkıda bulunabilir? Hiç
üzerinde düşünmeden bu soruya verilecek yanıtlar
genellikle; araştırma geliştirme veya pazarlama
bölümündekiler gibi seçenekler olacaktır. Doğru yanıt
ise herkes; telefonları karşılayan santral
görevlisinden, lojistik destek elemanına kadar herkes
inovasyona katkıda bulunabilir, inovasyonu başlatabilir.
Sadece herkesin inovasyon yapmada kendisini daha rahat
hissettiği farklı bir tarzı olduğunu fark etmek
önemlidir. Kimi kişiler sezgilerini daha yoğun
kullanarak tüm varsayımları sorgulamayı tercih ederken,
kimi kişiler verilere dayalı bir yaklaşımla geçmişteki
örneklerden yola çıkarak neyi, nasıl uyarlayabileceğinin
üzerinde yoğunlaşmayı tercih edebilir. Kimi kişiler ise
nihai sonuca ve yaratmak istedikleri vizyona
odaklanarak, en iyi yolu şekillendirip ona bağlı kalmak
isterler, kimi kişiler ise belirsizliklerden rahatsız
olmadan, sistematik bir yaklaşımla deneyerek çözüme
ulaşmayı tercih ederler. Yöneticilerin görevi ise,
farklı tarzların güçlü yönlerini ön plana
çıkarabilmelerini teşvik edecek bir ortam sağlamaktır.
Siz de hem kendinizin hem de birlikte çalıştığınız
kişilerin inovasyon tarzını öğrenmek, inovasyon yapma
konusunda kullanabileceğiniz sistematik, ispatlanmış
araçlarla tanışmak ve kuruşunuzda inovasyon kültürü
oluşturmak istiyorsanız, sizi “İnovasyonu Yaşamak
Serisi” konusunda bilgi almaya davet ediyoruz...